“Reçel Karıştırırken Shakespeare Okuyabilirsiniz”

4 36

İlk kez Pinterest‘te karşılaştım onunla. Neden bilmiyorum, hakkında bir zerrecik dahi olsun fikre sahip olmadığım, sadece aşağıdaki fotoğrafını gördüğüm bu kadının peşine düştüm. Vardır illa ki bir sebebi değil mi, neticede hiçbir şey boşa değil! Varmış zaten araştırdıkça anladım.

Tasha Tudor, bir illüstratormüş. Aynı zamanda yazar. 100’ü aşkın çocuk kitabının çizimlerini yapmış, kendi de bol cıngıllı, ışıklı, mutlu anlarla dolu kitaplar yazmış.

Asıl adı Rosamund, ama Savaş ve Barış romanındaki Natasha karakterinden çok etkilendiği için ismini Tasha olarak değiştirmiş.

1915-2008 yılları arasında yaşamış, ancak fotoğraflar ne de eski zamanları hatırlatıyor değil mi?

Çünkü Tasha Tudor ömrünün sonuna dek bir köy evinde yaşıyor. Elektriksiz, susuz. Çocukları, kedisi, köpeği, meşhur bahçesi, çiçekleri, tavukları ve kuşları ile… İhtiyaçlarını kendisi karşılayarak… Örüyor, dikiyor, süt sağıyor, sebze yetiştiriyor, yazıyor, çiziyor… Mumunu bile kendi yapıyor…

Sıcaklık yayılan evi, mutfağı.. Isıtma sistemi yok, şömine, soba ve kuzine var.

Şu duruşun mütevaziliği.. şu güvercinle, kediyle, keçi ve tavukla muhabbeti… Hiçbir derdi yok yaradılmışla, bilakis muhabbet kurmuş onlarla…

Yüzünden, duruşundan, ifadesinden huzur akıyor ve yumuşaklık… Artık hepten inanıyorum; dünyayı ve dünyanın kaynaklarını tüketmeyen, tabiatla içiçe, doğallığın içinde olan insanın tabiatı da yumuşuyor, hali başkalaşıyor. Hele bir de dünyaya katkı sağlıyorsa bu insanlar modern zamanların erenleri /bilgeleri gibi oluyorlar. Tıpkı Köylü Ekrem gibi. Tıpkı Samet Aksuoğlu gibi.

Kitaplara konu olacak bir bahçesi var. Kendi bitkisini yetiştirdiği, çıplak ayakla, tavuklar, keçiler, kediler, köpeklerle birlikte gezindiği…

Ve beni benden alan fotoğraf. Bu fotoğrafa bakıp ağlayabilirim de, saatlerce düşünebilirim de.

Hiçbir kaygısı yok, büyük büyük işlerde gözü yok, ne şehirlerde ve ne de modernitenin süper konforunda… O yaşında kendi odununu kendi kesiyor… giysileri yamalı, delik deşik.. fotoğraflanıyor bu esnada… hiçbir kompleks yok, hiçbir eziklik yok.. Tersine işleyen bir böbürlenme de yok ama… Karşıdakine bak ben, ne kadar da sadeyim diye alt yazı geçen bir göze sokma hali de yok .. Kendi halinde… beni çarpan da bu.

Kendi yününü eğiyor, kendi kıyafetini hatta sepetini örüyor, kendi yorganını dikiyor…

O yapraklara çıplak basan ayaklar, her temasta yüzüne doluşan o müşfik ifade. Yayılan sıcaklık…

Ve bu sıcaklığın, samimiyetin, huzur saçan cazibenin sebepsiz olmadığını, sonuçta içeride ne varsa dışarıya da onun yansıyacağının kanıtı olan şu canım sözü:

Şimdide bulunamayacak hiçbir huzur yoktur.

Karı koklamayı seviyorum. İşin ilginci kar, elma ağacının çiçekleri gibi keskin bir kokuya sahiptir. Ve siz havayı koklayarak karın ne zaman geleceğini söyleyebilirsiniz.

Hayat başarabileceğimiz her şeyi yapacak kadar uzun değildir. Ama yaşamak büyük ayrıcalıktır. Bütün kirliliğine ve dehşetine rağmen, dünya ne kadar da güzel.

Sadece yılda bir kez yıldız gördüğünüzü varsayın. Düşünebiliyor musunuz, ne de harika olurdu.

Neden kadınlar kadın olmak gibi bir ayrıcalıkları varken erkek gibi giyinmeyi tercih ediyorlar? Kadın olmak çekicidir, bunu kaybetmeyi istemek neden? Oysa kadınsı olduğumuzda pantolonlar ve sigarayla dolaşmaktan daha çekici oluruz. Ben erkeklere bayılıyorum. Onların harika yaratıklar olduğunu düşünüyorum. Onları yürekten seviyorum. Ama onlar gibi görünmek istemiyorum. Kadınlar uzun eteklerden vazgeçti, bence bu onlar için büyük hatadır.

Evde ya da ahırda çalıştığım zamanlar geçmişte yapmış olduğum hataları düşünürüm. Ama sonra bu düşünceleri hızla geriye atar ve nilüferlerimi düşünürüm. Onları düşünmek tatsız şeyleri ortadan kaldırır. Ya da kazlar, onlar da eşit derecede rahatlatıcıdırlar.

Ölmekten korkmuyorum. Bence bu oldukça heyecan verici olmalı.

Ütü yapmaktan, ev işi yapmaktan, yemek pişirmekten, çamaşır ve bulaşık yıkamaktan zevk alıyorum. Bazen formlar dolduruyorum, ne iş yaptığınızı soran yerler oluyor. Oraya her zaman ev hanımı yazıyorum. Bu takdir edilmesi gereken bir meslektir, neden bunun için özür dileyelim ki? Ev hanımı olduğunuz için aptal değilsiniz. Reçel karıştırırken Shakespeare okuyabilirsiniz.

Günümüzde insanlar çok fazla şikayetleniyorlar. Oysa akşamları papatya çaylarını alıp, verandada sallanan sandalyeye otursalar, kendilerine çekilip ardıç kuşunun akıcı şarkısını dinleseler hayattan çok daha fazla zevk alabilirler.

Hiç, bir yılanın yüzünü yakından incelediniz mi? Aslında nasıl da iyimser görünürler. Onlarda sonsuz bir gülümseme vardır.

Çizdikleri de, evi de, yaşamı ve kendisi de hikaye dolu masaldan kadın… Hep şunu hissediyorum: doğayla olan, yaradılana özenli davranan, toprakla samimiyetle haşır neşir olan insan hakiki insan oluyor vesselam.

Allah böylesi iyi insanları çoğaltsın…Bizi de iyilerden yapsın. Amin, amin, amin!

Kaynaklar/Sources: Wikipedia, Goodreads, Teraskati, Pinterest

Kaynak: Deli Anne

4 Yorum
  • Derya
    Ekim 4, 2015

    Bu yazıya da, yazının kahramanına da bayıldım. Her fotoğraftan her alıntıdan huzur fışkırıyor. Biz de bu bilinç seviyesine varırız umarım bir gün.

  • thomisidae
    Ekim 5, 2015

    Her paylaşımınızda olduğu gibi muhteşem bir paylaşım. Ne huzurlu resimler ve bir hayat. Allah hepimize böylesi bir hayat nasip etsin.

  • Saadet
    Mart 10, 2016

    Özenilesi…

  • Ayse
    Mayıs 18, 2016

    Müsaadenizle bu masalsı yaşamın hikayesini paylaşıyorum
    Yüreğinize sağlık

Saadet için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir