Sorun şu: Kötülüklerin çok olması değil, iyiliğin az olması

0 22

İffet Polat, kadın kimliğiyle, Müslüman kadın kimliğiyle gerek iş sahasında gerekse sivil toplum alanında ciddi işlerin altına elini koyan bir hanımefendi. Gençlerin de pek çok konuda yanında olup, onlarla birlikte işler yapmaya devam ediyor.

İşte bu yüzden ilk Beş Çayımızı onunla içmek istedik! Kendisine bizi kırmadığı, yine yanımızda ve bize destek olduğu için teşekkür ederiz. Biz sorularımıza aldığımız cevaplar karşısında yeri geldi unuttuğumuz önemli ayrıntıyı hatırladık yeri geldi umut dolduk. Sizin de istifade etmeniz dileğiyle.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1968 İstanbul, Kağıthane doğumluyum. Sadabat zamanı kadar yaşlı değilim ama Kağıthane’nin eski hallerini hatırlıyorum. Eyüp İmam-Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne girdim. Edebiyat okumama rağmen iş hayatında farklı bir alan seçtim kendime. Tahsilini yaptığım işle alakalı çalışmadım. Türkiye’de ve dünyada da zaten böyle bir şey var. İnsanlar tahsil hayatlarının dışındaki işlere yöneliyorlar.Çünkü mesleğine insanlar gençken karar veriyor ve zaman içinde ilgiler değişebiliyor.

Bu arada okulum devam ederken hazırlıktan sınıf arkadaşımla evlendim. Mezun olmadan bir ay evvel büyük kızım Sümeyye Sena doğdu. 1994’ten beri de bir bilişim şirketinde çalışıyorum. İşe girdiğimde tercüman olarak girdim. Şirkette yurt dışı ilişlerini takip edecek, tercüme edecek bir tercüman arıyorlardı. İşe girdikten sonra bilişim sektörünün tam bana göre olduğunu anladım. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor, devamlı bir hareketlilik var, kendini devamlı güncel tutma ihtiyacı var. Bu benim tabiatıma uygun bir şey. Ben çok çabuk sıkılan bir insanım. Bir şeyi yaparken çabuk sıkılırım. Mesela çok uzun konsantrasyon gerektiren şeyleri yapamam. Konunun değişmesi lazım benim için. O yüzden bilişimi karakterime uygun görüyorum. Çok hızlı update oluyor, çok hızlı yenilikler giriyor bundan dolaayı bilişimi seviyorum. İnsanların hayatlarında büyük değişiklikler yapabilen küçük şeyler olarak bakıyorum ben teknolojiye. Çok fark edemiyoruz ama teknolojik değişikliklerin hayatımıza etkisi çok büyük oluyor.

Sosyal medya, sanal medya dediğimiz tarafı da çok ciddi bir mecra oldu. Sizinle tanışmamız bile Facebook üzerinden. Ben Sümeyye’nin arkadaşlarına bakarken, takip ederken onun arkadaşları benim arkadaşlarım oldu. Aaramızda yaşı, geçmişi, mekanı ortadan kaldıran bir şey bu. Ben aslında sosyal medyayla şunu farkettim; insanların düşünce yaşı yok, gönül yaşı var. Biz yaşlanmayan insanlarız bu manada. Bedenimiz yaşlanıyor ama insanın ruhu her dem taze ve dinç kalabiliyor.

Bilişim sektöründe ilk başlarda daha giriş seviyesinde işler yaparken zaman içerisinde yönetici oldum.Bilişimi karakterime, ruhuma uygun, değişimi önceleyen bir sektör olduğu için ben de sevdim, adapte oldum. İş geliştirme yöneticisi oldum. Genel müdürlük yaptım. Mesela şirketlerde iş geliştirme departmanında hep yenilik peşinde olan insanlar genelde yönetici olur. Ben de şirkette hep değişimi ve yenilenmeyi arzu eden tarafta oldum. Standartları korumanız gerekiyor ama statükocu olmamanız gerekiyor. Daima değişimlere, gelişmelere açık olmanız gerekiyor. Şirkette uzun yıllar genel müdürlük yaptıktan sonra son üç senedir de icra kurulu üyesiyim. Bu bir aile şirketi. Aile şirketindeki tek profesyonel icra kurulu üyesiyim. O anlamda da önemli olduğunu düşünüyorum kendi adıma.

İnsanın etrafındaki her şeyin insana karşı bir hitabı var.

İş hayatım var, aile hayatım var. Sizin de tanıdığınız iki tane kızım var. Biri üniversiteye gidiyor. Birisi ilkokul altıncı sınıfta. Hem anneyim hem evladım hem kardeşim. Yaşlı bir annem var. Kardeşlerimin en büyüğüyüm. Ailem içerisinde bir abi/ abla durumum var. Ben hayattan kopmayı pek sevmiyorum. Yani işimiz, kimliğimiz ne olursa olsun insanlarla teması, insanlarla ilişkiyi seviyorum. Sokağa çıktığımda bakkalla da konuşurum, sokaktaki kadınlarla da konuşurum, çocuklarla da konuşurum hatta bazen kedilerle de konuşuyorum :) Şöyle düşünüyorum; insanın etrafındaki her şeyin insana karşı bir hitabı var. Derin bakarsan bazen insanın hayreti artıyor. Duvarların dahil sana bir şeyler söylediğini duyunca insan – şizofrenik bir şey gibi gelebilir ama gerçekten her şeyin bir ruhu var. Allah’ın bütün eserini kainatta görmek insanı bazen başka boyutlara taşıyabiliyor.iffet-polat

Mesela çoğunlukla sabah çok erken işe geliyorum, 07:00 ’de toplantımız oluyor, buğulu bir bahar sabahında veya sonbahar sabahında sis çökmüş sarmaşıkların üzerine, kedilerin arada miyavlaştığı, küçük çiçeklerin açtığı bir ortamda bazen ben de bir karınca gibi oraya kaymak istiyorum. Onlarla beraber olmak istiyorum. Küçük şeyleri seviyorum. Böyle küçük detayların bana hitap ettiğini duyabiliyorum, görebiliyorum. Onunla mutlu oluyorum. Toplumda bu yaşam içerisinde o kadar çok birbirine bağıran şey var ki bazen gözünüzün içerisine içerisine devamlı sokulan şeyler içerisinde küçük hayat parçalarını küçük hayal parçalarını kaçırdığımızı düşünüyorum. Bunları yakalamak lazım. Bunlarla mutlu olmak lazım. Gerçekten mutluluk zor bir şey değil. İnsanın ruhunda biten bir şey, içinde biten bir şey.

Tüm bu tempo, iş-ev-sivil toplum koşturmacası. Nasıl yetişiyorsunuz bunca şeye?

Nasıl yetiştiğimi düşünürsem, aynı koşan bir adamın ben nasıl koşuyorum diye kendine bakması gibi bir şey olur. Bu artık bünyenin alıştığı bir şey. Zaman yönetimi diye bir şey bilmiyorum. Allah yardım ediyor diye düşünüyorum. Ama planlıyım. Her şeyim takvimdedir. Her şeyi yazarım, not alırım. Bunlar tabi ki önemli. Gençlerimizin en büyük sıkıntısı kendilerini disipline etmek. Bir kere, kural bir; sabah erken kalkılacak. Asla güneş üzerine doğmayacak. En fazla saat yedide herkes ayağa kalkacak. Beş saat uyku zinde kalmak için insana yeter. Hadi altı saat diyelim. On ikide yattın altıda namaza kalktın, haydi yedide kalktın. Yedi saat mükemmel bir dinlenme süresidir. Sabah erkenden işe gidilecek veya evde çalışılıyorsa çalışılacak. Günün bereketinden istifade etmek lazım. Gece on ikiden sonra ayakta durmam.
Mesela mail biriktirmem. Her an gelen maili okurum. Klasörlerim vardır. On sene öncesinin bile mailini bulurum. Bir disiplinim var. Yatarken kitap okumaya çalışırım muhakkak. Tek bir kitabı okuyayım da bitireyim gibi bir şeyim yoktur, üç dört kitabı bir arada okurum. Çok hızlı sıkılırım. Erken kalkınca günden çok istifade ettiğinizi göreceksiniz. Ama eşlere burada sorumluluk düşüyor. Evin kadını,annesi olarak sen uykundan feragat edeceksin, eşini çocuklarını kaldıracaksın erkenden.

İnsanın iyilik yapmasının ruhuna ve bedenine çok büyük bir şifa kaynağı olduğunu düşünüyorum. İyilik herkes için geçerli, herkesin ihtiyacı olan, herkesin bir gün kendisine muhtaç olacağı bir davranış.

Şu aralar içerisinde olduğunuz ve hali hazırda yaptığınız işlerden bahseder misiniz biraz?

Ak Parti’de bir görevimiz var, sosyal sorumluluk projelerinin içinde yer almaya çalışıyorum. Şu aralar arkadaşlarımızla güzel bir dernek düşüncemiz var. Yavaş yavaş hayata geçiriyoruz. Uluslararası Fatıma Derneği. Hasta ve hasta yakınlarına yönelik hastanelerde gönüllülük hareketi. Kadınların öncü olduğu bir dernek. İstişarelerimiz sürüyor. Sare Davutoğlu’yla görüştük. Emine Erdoğan’a bahsettik. Çok olumlu tepkiler alıyoruz. Altı yedi arkadaşız. Kafa kafaya verdik neler yapabiliriz diye. Pilot olarak Ümraniye Devlet Hastanesi’yle başlayacağız muhtemelen. Ben insanın iyilik yapmasının ruhuna ve bedenine çok büyük bir şifa kaynağı olduğunu düşünüyorum. Karşılıksız salt iyi olmak insanı insan yapar. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’e soruyorlar, ne yapalım da kurtuluşa erelim? “Ölünceye kadar iyilik yapın” diyor. İyilik herkes için geçerli, herkesin ihtiyacı olan, herkesin bir gün kendisine muhtaç olacağı bir davranış. İyilik tebessüm, hayırlı işlerde yarışma, hayırlı işlerde öncü olma, hayırlı işlere katkı sunma bunların hepsi güzel şeyler. İstiyorum ki, gençler de bu iyilik hareketinin içinde olsun. Çocuklarımız, gençlerimiz iyilik yapmayı büyük bir değer olarak görsün. Biz iyilik yapan gençlerimizi onore edelim ve onları değerli kabul edelim. Bu kariyer taabusundan kurtulalım. Bir insanın değeri, okkası toplum içinde ürettiği faydayla ölçülmelidir. Yoksa diploma hiçbir şeyi çözmez. Görüyorum bunu. O diplomaları kutsayan, o pozisyonları kutsayan insanlar çok. Ama insanın insana faydası yoksa, insan insanın dostu değilse, arkadaşı değilse, ondan bir fayda görmüyorsa o adam boşuna yaşıyor demektir.

Velhasılı kelam biraz sosyal hayatla ilgili uğraşlarım var. İnşallah bu vakfı kuralım, hem hastalar ve hasta yakınları çok büyük fayda elde edecek hem de orada o iyilik hareketinin içerisine katılan insanlar da ruhlarına bir şifa bulacaklar diye düşünüyorum. Bugün tüketim toplumunun çok hızlı baskısı altındayız. Herkes tüketiyor. Herkes mutsuz. Tükettikçe mutsuzlaşıyoruz. Biz diyoruz ki, durun! Bu çıkmaz sokak. Mutsuz evlilikler, mutsuz evlatlar, mutsuz bir toplum var; tüketmesine rağmen, zenginleşmesine rağmen. Gelin hastaneleri dolaşın. İnsanların hallerini görün. Halinize şükredin. Size ihtiyacı olan insanlara destek olun. Gelin elini tutun, bir kitap okuyun, bir satır Kuran okuyun, bir sohbet edin, bir saçını tarayın, bir tırnağını kesin, bir yüzünü gözünü silin. Bir gün gelir siz de o yataklara düşebilirsiniz. En güzel şekilde yaratılan, eşrefi mahlukat, ahseni takvim olan insanın ne kadar sefil hale düşebileceğini görün ve acıyın ona. Merhamet edin ona ki siz de merhamet olunanlardan olasınız.Kainat’ın övüncü Peygamber Efendimiz “siz yer ehline merhamet ediniz ki gök ehli de size merhamet etsin” buyuruyor.

Babaannem çiçekleri koparmayın Allah’ı zikreder onlar derdi.

Toplumumuzda merhamet sıkıntısı var hatta muhafazakarlar arasında bile. Hayvanlara merhamet yok, bitkilere merhamet yok. Vallahi bazen bütün o ağaçların bize seslendiğini duyuyorum ki o seslenişlerine karşılık vermemek, onu duymamak, ona bakmamak çok büyük bir zulümdür diye düşünüyorum. Çünkü hepsi Allah’ı zikrediyor. Benim kedim Abdürrahim’i yaratanla beni yaratan Allah aynı. Aynı düzlemdeyiz. Ben onun hakkına nasıl tecavüz edebilirim. Babaannem çiçekleri koparmayın Allah’ı zikreder onlar derdi. Şimdi anlıyorum bunu. Şimdi diyorum ki, gerçekten de kainattaki her şey, insan hariç, isteyerek veya da istemeyerek Allah’ı zikrediyor. O zaman biz de bu kainatın bir parçası olarak ve kendisine bütün alemin hizmet ortamı olarak sunulan şu kainattaki her şeyi dinlememiz, haklarına karşı saygılı olmamız lazım. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmememiz, yok etmememiz lazım. Bu duyarlılıkları inşallah biz önce nefsimize sonra gençlerimize aşılayabilirsek zaten çok büyük bir mesafe kat etmiş oluruz diye düşünüyorum.

 

Sizin gibi genç bir arkadaş benimle tanışmak için İngiltere’den geldi. Büyük bir bilişim şirketinde çalışıyormuş. Türkiye’de işimle ilgili kimle konuşabilirim diye sorduğunda bir kardeşimiz benim adımı vermiş. Çok müttaki, çok iyi bir çocuk. Dünyadaki zulümlerden bahsettik, dedi ki “İffet Abla sorun şu, kötülüklerin çok olması değil, iyiliğin az olması.”

Ne kadar çok zulüm var, ne kadar çok kötülük var değil, ne kadar az hayır var. Ne kadar az iyilik hareketi var demek lazım. Güneşin karanlığı emmesi gibi bizim daha çok iyilik, daha çok hayır faaliyetinde bulunmamız lazım. Kur’an’ı Kerim’in öğüdü belli; insanları yedirmek, içirmek, hastalara bakmak, yolda kalmışlara yardım etmek, miskinlere yardım etmek, yetimleri korumak, paylaşmak ve Allah’a asla şirk koşmamak. O zaten zulümlerin en büyüğüdür diyor Kur’an’ı Kerim. Kur’an’ın bu metodunu topluma taşıyabilirsek ; bugünden itibaren komşumuzun kapısını çalıp ‘nasılsın iyimisin, ihtiyacın var mı, hasta değilsin değil mi, bir ihtiyacın olursa lütfen beni ara, kapımız her zaman açık’ demek, insanları tanısak da tanımasak da ‘selamünaleyküm, hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar’ demek. Böyle ufak ufak insanlarla iletişimimizi arttırmak gerekiyor. Güvenilir, emin, kendisine danışıldığında problemlere çözüm olabilecek bir insan olabiliyorsak, insanlar bizi bir liman olarak görebiliyorsa dertleri, sıkıntıları için o zaman biz bu işi başarmış oluruz. Ama tek başımıza da başarmamız çok zor. Nasıl kötülüğü yayanlar birlik ve beraberlik içinde hareket edebiliyorsa iyilerin de dayanışması lazım.

Gençlere özel bir ilginiz, onlara özellikle vakit ayırdığınıza şahidiz. Bu ilginin sebebi nedir?

Gençlik önemli. Gençlikte yapılan iyiliğin, aktivitenin, hayır işlerinin bereketini yaşlanınca görürsün. Ben şu anda görüyorum. Belki çok sofistike şeyler yapamamış olabilirim o zamanki imkanlar, anlayışlar vs ama devamlı İslam’ı anlamak ve anlatmakla ilgili bir aktivitenin içerisindeydim. O zaman Cahit Zarifoğlu vs çok yeniydi tabi, Necip Fazılın şiirleri ruhumuzu yıkayan bir ırmak gibiydi. Biz de şiire meraklı, edebiyata meraklı gençlerdik. Ama ortam bulamıyorduk. Şimdi sizin imkanlarınız daha farklı. Ben gençleri çok önemsiyorum. Çok kıymet veriyorum. Niye? Çünkü genç olmak büyük bir nimet. Enerjisi yüksek, anlayış kabiliyeti yüksek olma çağı. Ama şöyle bir şey var; gençlikte insanlar daha çok duygularıyla hareket ederler. Ve bunun içerisinde aklın ortaya çıkması, kendine yol bulması çok zor olabilir. Birilerinin bazen, çok da üst perdeden konuşmadan, kendi deneyiminden yola çıkarak gençlere abilik ablalık yapması gereksinimi vardır. Çünkü aynı yoldan geçtik. ‘Biz böyle şeyler yaşadık arkadaşlar, siz bu konuda dikkat edin’ demek veyahut da ‘çok güzel bir şey bu, biz yapamamıştık, siz yapın bunu’ demek güzel bir şey. Ama biz nedense jenerasyonlar arasında bir fark varmış gibi bir şeye giriyoruz yaşlanınca. Ben Sümeyye’ye de söylüyorum; ‘bak Sümeyye şunu şunu yapma’ diyorum, ‘ama cezasını çekmek de senin özgürlüğün içerisinde ama gençliğimde bunu yaşamıştım’. Gençlere şunu söylüyorum; bu zaman dilimi sizin için gerçekten çok kıymetli. Hayatınızın en bereketli olacağı bir dönem. Namazlarınızı asla terk etmeyin. Gece ibadetine kalkın mümkün olduğunca. Hayır işlerinin içerisinde bulunun ki yaşamınızdan tat alabilesiniz. Böyle yaparsanız yaşlandığınızda da çok güzel bir hayatınız olur. Gençlerin bu toplumun çok önemli bir kesimini oluşturduğunu, değişimi, dönüşümü, geleceği bu gençlerin oluşturacağını düşünüyor ve tüm kalbim ile umut ediyorum. Onun için çok kıymet veriyorum. Kendimi de bedenen yaşlı ama ruhen yaşıt hissediyorum. Geçmişte aynı halleri yaşadığımız için kendimi onların hissiyatında bulabiliyorum, ama bunları ben yaşamıştım derken gençlere empoze etmeyi de sevmiyorum. Zaten de dinlemezler. Çünkü biz de bizden öncekileri pek dinlemedik.

Kadınları tüketim ve israf sarmalından çıkarmamız lazım.

Hayvan haklarıyla alakalı da bir dernek kuracağız. Şu an düşüncesi oluşuyor. Çok ciddi bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum İslami iffet-polat-3cenaahta. Merhamet ve iyilik hareketinin bir devamı olacak inşallah. Bu dernek fikriyle hep gençler ilgileniyor. Annelerine anlatıyorum pek ilgilenmiyorlar, kızlar diyor ki biz bu işin içerisinde oluruz. Kadınlar bu işte öncü olsunlar. Düşündüğümüz bu dernek ve iyilik hareketinde kadın erkek ayrımı yok. Bir milleti, bir inanç sistemini yıkmak istiyorsan evvela kadınları değiştireceksin. Maalesef 28 Şubat inanç ve inancın yaşama yansıması konusunda Müslüman kadını bilinçlendirirken bir kısım kadını da içi boş hale getirdi. İsraf ve gösteriş hastalığına tutuldu bazı kesimler. Halbuki kadınlar da inanç ve din anlayışı daha güçlüdür. Kadınlar ailelerinin geleceğini şekillendiren kişilerdir. Kadınları tüketim ve israf sarmalından çıkarmamız lazım. 28 Şubat sürecinde baskılanan kadınlarımız AK Parti iktidarının getirdiği özgürlük ortamı ile entelektüel, akademik kariyeri önceleyen bir uğraş içine girdiler. Bu üstün gayret bireysel çaba bazen toplumun sorunlarını görmeye maalesef mani oluyor. Komşunu tanımıyorsan, komşun açken sen yatıyorsan, israf ediyorsan, harama her haliyle bulaşmışsan, Allah korkusu taşımıyorsan hiçbir anlamı yok. Toplumu pratikler üzerinden şekillendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Medeniyet ihyası böyle olur. Toplumda kalıcı olan budur. İnsan eseriyle anılır. Bir insanın eseri de ancak bir başkasına yaptığı iyiliktir, güzelliktir, onu mutlu etmektir. Dünyanın en hızlı şeyi düşüncedir, hatırlamaktır yıllar önce olan olayları bir an kısalığında hatırlarsın, rengi, kokusu ve sesiyle. Sen bu dünyadan göç eylediğinde, iyiliğinden istifade eden birinin o anı hatırlayıp rahmet okuması en büyük kazanç ve ödüldür. Gençlerin manasını düşünerek Kuran-ı Kerim okuması, zikretmesi, kendisine böyle bir zaman ayırması lazım. Çok az tefekkürümüz var. Aramızda merhametin ve muhabbetin dolaşmasını temin etmemiz lazım. Birbirimizi bireysel olarak hemen yargılıyoruz; kıyasıya, acımasızca şahısları baz alıp eleştiriyoruz aslında davranış ve hal prototipleri üzerinden eleştiri getirmemiz lazım.

Özellikle gençlere tavsiyeleriniz neler olur?

Bir kere kendileri olsunlar ama kul olsunlar. Kulluk ekseninden ayrılmasınlar. Hayata hep hayret gözüyle baksınlar. Gerçekten etrafımızda olup biten çok mucizevi şeyler. Hayatta sadece kendilerinin olduğunu düşünmesinler. Bütün kainat birbiriyle dayanışır herşey bu kadar birbiri içine girift bir mekanizma üzerinden sürerken insanın bu düzeni görmezden gelmesi çok büyük bir yazıktır. Derler ya, “hayat bir yarıştır, güçlü olan kazanır.” Hayır bu doğru değil. Hayat bir dayanışmadır. Herşey birbirini tamamlar. Tabiatta her şey, ihtiyacı kadar tüketir, fazlası için asla öldürmez, gereksiz yere asla öldürmez. Gençlerin tabiata bu gözle bakması ve kendisini bu eşsiz nizamın bir parçası olduğunun idrakine varması lazım.

İkincisi, kendisine güvenmesi lazım. Her zaman doğruyu söyleyebilecek, yanlışa dur diyebilecek cesarette olması lazım ki toplum bir düzelme, bir iyileşme haline bürünebilsin. Bazen birilerinin bunun öncülüğünü yapması gerekir, dokuz köyden kovulsa bile yine onuncu köyün yolunu tutmaldırı. Gençlerin bu cesareti kendilerinde bulması lazım ama hep hakkaniyeti de muhafaza etmek lazım. Net olmayan konularda bardağın dolu tarafını görmek lazım.

Allah’ı seven insanların kurduğu yuvalarda ne olursa olsun hep saadet ve bereket hakim olur.

İbadetlerine dikkat etmeleri lazım. Dediğim gibi bugün tohum atılan şeylerin semeresini, bereketini inşallah ileride görürler, çok faydası olur. Hem akıl hem gönül sağlığı hem de toplum sağlığı için ibadet ve teslimiyet önemli vazife. Allah ‘namaz ve sabırla Allah’tan yardım dileyin’ diyor. Namaz ve sabırla. Bu çok enteresan bir şey. İbadetlerin getirdiği hallere bürünmek lazım. Mütevazı olmak lazım. Önemli olan, ben ne yaparsam yapayım, ne okursam okuyayım, ne pozisyonda olursam olayım ben sorumlu bir insanım; ben Allah’a karşı sorumluyum ve Allah beni muhatap alıyor. Bununla ilgili bana bir sorgulaması olacak. O zaman ben ona göre davranayım, hayatımı ona göre düzenleyeyim, ailemi ona göre kurayım diye düşünmek lazım. Allah’ı seven insanların kurduğu yuvalarda ne olursa olsun hep saadet ve bereket hakim olur. Hayatın başında olan gençlerin yuvalarını kurarken de bunu göz önünde tutmaları gerekir.Allah hepimizi rızasına ulaştıracak yollara ve uğraşlara sevk etsin.

 

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir