Kadın ve Adalet Zirvesinden Notlar

0 16

Herkese merhabalar. 24 ve 25 Kasım tarihlerinde KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) tarafından Kadın ve Adalet Zirve’si düzenlendi. İki gün süren zirvede kadınları ilgilendiren meselelerle alakalı sunumlar yapıldı. “Kültürel Kodlar ve Ötekileştirme Sonucu Cinsiyet Ayrımcılığı” alt başlıklı oturuma katılma fırsatım oldu. Gayet ilgi çekici konuşmalar gerçekleşti, ben de ilgimi çeken kısımları sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu oturumda beş kadın konuşmacı vardı; Alev Erkilet, Huriye Martı, Shuchi Karim, Souad Adnane ve Fatou Janneh. Alev Erkilet Sakarya Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Alanının siyaset sosyoloji olmasıyla alakalı olarak konuşmasını alanından kavramlara atıflar yaparak gerçekleştirdi. Şu genel kabule eleştiriler getirerek başladı konuşmasına: Biz Müslümanlar olarak kadın ve erkek arasında gayet dengeli bir ilişki kurmuştuk, modernleşme bizim oluşturduğumuz bu dengeyi bozdu. Kadını evinden çıkarıp kamusal alana itti. Şuan yapmamız gerekense bu dengeyi geleneğe dönerek yeniden kurmaktır. Müslüman camiada böyle bir kabul var ve bu kabul modernleşme öncesinde kadın-erkek ilişkilerinde problem olmadığına dayanmaktadır. Fakat Erkilet’e göre bu sorgulamamız gereken bir şey. Çünkü modernleşme öncesinde de kadın-erkek ilişkilerinde problemli alanlar vardı.

Kadın ve erkek birbirini tamamlayan varlıklar olarak yan yana “yatay” ilişkiler kurmuşlar fakat bu ilişki daha sonra “dikey”leşerek, hiyerarşik bir yapıya dönmüştür. Güç, saygınlık ve servet gibi toplumsal ödüller eşit olmayan bir şekilde dağıtılmış ve kadın bu paydan hep daha az almıştır. Bu eşitsiz dağılım da kadın-erkek arasındaki ast-üst ilişkisine dayanmaktadır.

Alev Hanım, kadın-erkek ilişkilerini açıklarken “hegemonya” kavramından da bahsetti. Gramsci hegemonya kavramını açıklarken “rıza”dan bahseder. Kadın-erkek ilişkileri de bir yönden hegemoniktir ve bu ilişkilerin devamında kadınların “rıza”sının büyük önemi vardır. Çünkü neticede hiçbir otorite zulüm yoluyla iktidarını dikte edemez, bir süre etse bile sonradan sallanmaya başlar ve yıkımla sonuçlanır. Fakat rızanın oluşturulması iktidarın devamlılığını sağlar.

Şimdi aktaracağım mesele benim için çok önemliydi. Müslümanlar, kadın meselesindeki adaletsizliği geleneksel inanışlarla meşrulaştırırlar. Fakat denildiği gibi bu “geleneksel inanışlar”dan kaynaklanmaktadır. Geleneksel olanla dinsel olan zaman zaman, hatta şuan genelde, çatışmasına rağmen kimse bu noktaya değinmez ve bu konuda yüksek sesle eleştiriler getirmez. İşte Alev Hanım, tam da bu noktada Ali Şeriati’den atıfla “dine karşı din” dememiz gerek sanırım diyor. Yani dinle ilişkilendirdiğimiz örflerin/adetlerin dinle ne kadar ilişkilerinin olduğunu sorgulamamız gerekiyor.

Bir başka değindiği nokta, birçok eşitsizliği “kadının doğası” üzerinden anlama ya da açıklama meyilimiz. Bu mantık oldukça tehlikeli ve bir zaman sonra bizi bir yasaklar silsilesiyle karşılaştırıyor. Bu meseleyi açıklamak için İran’dan bir örnek verdi Alev Hanım. İran’da üniversitelerde bazı bölümlere, bu bölümlerden mezun olan kadınların alanlarıyla ilgili işlerde çalışmadıkları gerekçesiyle, kadın öğrenci alımları yasaklanmış. İşte bu tehlikeli zihniyet bir noktadan sonra bizi yasaklarla karşı karşıya bırakıyor. Kadın doğası maden mühendisliği yapmaya uygun değilse, bu bölümde de okumasınlar o zaman sonucu çıkarılabiliyor.

Alev Hanım’ın konuşmasından benim ilgimi çeken kısımlar bunlardı. Daha sonraki konuşmacı Diyanet İşleri Başkanlığı Müşaviri olan Huriye Martı’ydı. Kendisi konuşmasına kültürün geniş bir tanımını yapıp maddi-manevi unsurlarından bahsederek başladı. Şu iki soru tüm ilgimi konuşmasına yoğunlaştırmama sebep oldu: “Kültürü bir başka kültürle sınamak adil mi? Kültürler arasında ast-üst ilişkisi olabilir mi?” Bu soruları sorduktan sonra meselenin geleceği yeri az çok tahmin ettim.

Huriye Hanım, şiddet içeren kodların sadece “Doğu kültürü”nde olduğu ve şiddetten kurtulmak içinse bu kültürden kurtulunması gerektiği imajının oluşturulmaya çalışılmasını eleştirdi. Batı’da da kadınlara yönelik şiddet vakıaları yaşanmasına rağmen bu olaylar “bireysel hata”larla fakat Doğu’da yaşanınca “kültürel şiddet kodları”yla açıklanıyor. Ama bu noktada da ifrat-tefrit yanılgısına düşmemek gerektiğini vurguladı. Neticede kültürü komple reddetmek nasıl sağlıksızsa komple savunmak, kusursuz olduğunu kabul etmek de o kadar sağlıksız bir durum. İşte burada Efendimiz’in çözümlerine bakmamız gerek. Çünkü Efendimiz’in içine doğduğu kültür kız çocukları toprağa gömen bir cahiliye kültürüydü ve Efendimiz o kültürle “pazarlığa girdi”, onunla yüzleşti. Bu arada O, kendi kültüründen de nefret etmiyor, komple reddetmiyordu. Allah’ın emirleriyle kültürel kabulleri kıyasladı ve çatışanlarla mücadele edip, çelişmeyenleri değiştirmedi. Peki kültürle pazarlık yaparken bizim odak noktamız ne olacak? Tabii ki din. İşte bizim bugün de Efendimiz’in çözümlerine bakarak gelenekle dini kıyaslamak ve sonuçları hayatımızda uygulamamız gerek.

Huriye Hanım bizim kültürümüzdeki kodlardan ikisine değindi. İlk olarak “değer algısı”ndan bahsetti. Toplumuzda birinci, öncelikli unsurun erkek olduğu; kadınınsa ikincil, yardımcı unsur olduğu kabulü var. Ve bunun sonucunda erkek kendiyle eşdeğer görmediği birine rahatlıkla hoyratlaşabiliyor. Çarpıcı bir örnek verdi bu konu hakkında, mesela bir söz komşu tarafından söylenince erkek daha müsamahalı olabiliyor fakat aynı söz eşi tarafından söylenince çok daha hırçın ve sabırsız olabiliyor. İşte bu erkeğin karısını kendinden daha aşağı bir yerde gördüğünün göstergesi fakat komşusunu kendiyle eşdeğerde gördüğü için ona karşı daha yumuşak ve sabırlı davranabiliyor. Bunu kendi hayatımızda da gözlemleyebileceğimizi düşünüyorum. Fakat değer meselesinde Efendimiz insanların sadece takva yönünden ayrıldığını bize bildiriyor. Mesela Allah yeryüzünde bir halife yaratacağından bahsederken erkek yahut kadın olmasından bahsetmiyor.

Bir diğer kültürel kod “mülkiyet iddiası”. Erkek malik, sahip, özne, varsıl olarak görülürken; kadın mülk, beden, nesne, yoksul olarak görülmektedir. Yani kadın ve erkek arasındaki ilişki bir bakıma “mülkiyet ilişkisi”dir. Fakat Efendimiz’in Veda Hutbesi’nde de anlattığı gibi bu ilişkinin “emanet ilişkisi” olması gerekmektedir. “Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz onları Allah’tan emanet aldınız” der Allah bize ve bu oldukça önemlidir. Burada mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu bir kere daha bize hatırlatır. Ve kadına yapılan bir haksızlık karşısında muhatabın direk Allah olması da çok çarpıcıdır. Kültürümüze dair kodları dinin temel metinlerine arz etmekten korkmayalım diyerek konuşmasını sonlandırdı Huriye Hanım.

Diğer konuşmacılardan Souad Adnane feminizm hakkında oldukça akademik bir sunum yaptı. Shuchi Karim ise memleketi olan Bangladeş’teki kadın sorunlarından bahsetti ve oldukça genel bir konuşma yaptı. Son konuşmacı olan Fatou Janneh ise “eşitlik” ve “adalet” kavramlarından bahsedip, adaleti öncelemek gerektiğini vurguladı.

Benim için ufuk açıcı bir panel oldu, paylaşmış olduğum bu bilgiler umarım sizin için de verimli olur.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir