Şurada da Melekesi Olmayan Kadınlara Hayat Bilgisi Dersi Veren Bir Müsteşar Varmış

0 22

“Aziz üstadımız İlber Ortaylı söylerdi, daha doğrusu kızdığı zaman söylenirdi. Bunlar dolma saramazlar, çay demleyemezler diye. El- Hakk, doğruymuş. Neler görüyorum neler. Dışarıdan bakarsanız hiçbir şeyleri eksik değil. Özellikle de çeneleri. Çan, çan, çan konuşmaya bayılıyorlar, hele telefonda. Ellerinden düşmüyor meret. Habire tweet, çift elle mesaj gönderme. Biz tek elle bile mesajı zor atıyoruz!..

Eğitimleri kâğıt yani diploma üzerinde mükemmel. Yabancı dilleri var. Dünyayı biliyorlar, bakanlık düzeyinde uzmanlar; ama memleketle ilgileri, hayat bilgileri sıfır. Her vesileyle notlarını kıra kıra adımız sıfırcı hocaya çıkacak.
Zamane kızları inanamayacaksınız; ama gerçekten çay demlemeyi bilmiyorlar. Altını açık bırakıp, kaynata kaynata, canım çayı – Tirebolu 42- kavuruyorlar. Geçen baktım paça çorbasıyla, baş çorbasını karıştırmışlar. Kompostoyla hoşafın arasındaki farktan zaten hiç anlamıyorlar. Bırakın tirilye ile kalamatayı, kısrak ile aygırı, civciv ile yarkayı, enik ile enceki, zeytin ile iğdeyi, dana ile düveyi, kiraz ile vişneyi, çınar ile meşeyi, mine ile mügeyi, çıngıl ile salkımı, ağıl ile ahırı bile ayıramıyorlar.
Erkek olsalar sapla samanı karıştırıyorlar da diyeceğim; ama sevgili dostlar bu bizim kızlar,
gerçekten bir hoşlar, hayat bilgisi konusunda çok boşlar!..
Yok yok çok da fazla yüklenmeyeyim; yine de onlara kıyamıyorum, hepsi melek gibiler; ama ne çare ki melekeleri yok.
En son aklıma şu geliyor; bu yaştan sonra gidip bir okulda Hayat Bilgisi dersi mi versem. Gençlere biraz yol yordam mı öğretsem.”

Bu yazıyı Kültür Bakanlığı müsteşarı Prof. Ahmet Haluk Dursun Beyefendi 10 Ekim tarihinde kendi facebook sayfasından yayınlamış. Biz biraz geç fark ettik yazıyı, fakat iyi ki fark ettik. Üst düzey bir devlet görevlisi olması vasfını geçiyoruz, saygın bir kültür tarihçimizin, tek işi kahvede pişpirik oynamak ve akşam da evde terör estirmek olan bir adamdan çok da farklı şeyler söylemediğini dehşet içinde görmüş olduk. Kahveye gitmeyi tahkir etmiyorum, fakat nasıl bir profilden bahsettiğimi anlamanız için verilmiş bir örnekti bu. Ki bence anladınız.

“Nerden tutsan elinde kalıyor” diye bir söz var ya, bu yazı için denilebilecek şey tam olarak bu. Şimdi baştan başlayalım; ilk olarak irdelememiz gereken konu beyefendinin beraber çalıştığı hanımlara karışma hakkını sosyal paylaşım sitesinde açık açık yayınlayacak kadar kendinde görüyor olması. Mesela bu sözleri bir baba çocuğuna dese, bu baba ve evlat arasındaki sorun olur ve dışarıdan herhangi birinin karışma hakkı olmaz. Yahut iki yakın dost arasında geçse bu konuşma, iki taraf da eşit statüde olduğundan kadın erkeğe rahatça cevap verebilir. Ya da karı-koca arasında geçse, yine kendi meseleleridir, hallederler ya da halledemezler. Fakat siz bunu aleni ve genelleyici bir şekilde yazıyorsanız herkesin karışma hakkı doğar, biz de bu hakkımızı kullanıyoruz. (Ki deminki örneklerde bu sözleri kadının eşi ya da babası ya da yakın arkadaşı söylüyorsa doğrudur/meşrudur şeklinde gördüğüm anlaşılmasın, getirilen bu eleştiriler zaten tartışılması gereken ayrı bir mevzu.) Fakat bu eleştiriler aralarında ast-üst ilişkisi olduğu insanlara getiriliyor. Kadınlar cevap vermek istese mesela, onları frenleyen belli kaygılar olabilir çünkü neticede beyefendinin müsteşar kimliği de var. Onun fütursuzca savurduğu şekilde savuramayabilir karşısındaki eleştirilerini.

kadinbloku

Vladimir Lubarov

İyi niyetle yaklaşmaya çalışalım, diyelim ki beyefendinin gerçekten bir baba-evlat yahut abi-kardeş ilişkisi kurduğu kadın çalışma arkadaşları var ve kendince geliştirdiği bu eleştirileri onlara söylüyor.Ama mesele böyle de değil. Bir kere uyarmak ya da yapıcı bir eleştiri getirmek kaygısı yok yazıda, bu net şekilde anlaşılıyor. Eğer olsa ilk olarak bu eleştirileri kişi ya da kişilerin yüzüne yapar daha sonra bunları insanlarla paylaşmak istiyorsa da böylesine tahkir edici ve alay eder şekilde yazmazdı.

Şimdi buraya kadar, erkeklerin, günlük hayatta da çok sık karşılaştığımız, kendilerini bir üst akıl olarak görme ve o şekilde davranma sorununu açık bir şekilde beyefendide görüyoruz. Yabancı bir durum da değil zaten, muhakkak karşılaşmışız ya da karşılaşıyoruzdur. Erkeklerin bu küstahlıkları kronikleşmiş bir tavırdır. Onlar kadınları istedikleri şekilde, istedikleri konuda, istedikleri zaman eleştirebilir/dalga geçebilirler çünkü onlar birer üst akıldır ve her şeyi kusursuz yapmaktadırlar. Fakat kadınlar öyle midir? Tabii ki değildir! Onlar hep iteklenmeye ve yol gösterilmeye muhtaçtırlar.

İkinci olarak irdelemek istediğimiz şey beyefendinin üslubu. “Çan,çan,çan konuşmak”, “bu bizim kızlar gerçekten bir hoşlar, hayat bilgisi konusunda çok boşlar” gibi ilkokul düzeyinde kafiyeli sözler ve “hepsi melek gibiler ama ne çare ki melekeleri yok” gibi basit kelime oyunları içeren sözü gerçekten üslubun bir seviyeden çok uzak olduğunu bize gösteriyor.Zaten bununla alakalı diyecek pek bir şey de yok… Zira böylesine saygın bir kültür tarihçimizin bu gibi sözleri bizi fazlasıyla dehşete düşürdü.

Bir sonraki nokta beyefendinin konudan oldukça açılmış olması. Önce kadınların ev işlerinden pek anlamadıklarından yakınırken, sonra çok konuşmalarından, daha sonra da kantarın topuzunu kaçırıp kısrak ile aygır, civciv ile yarka, enik ile encik, ağıl ile ahır, zeytin ile iğde vs vs arasındaki ayrımları bilmemelerinden yakınıyor. Ve daha vahimi de bunun “hayat bilgisi” olduğu ön kabulünden yola çıkıyor. Sanki dersiniz, okuyan kadınlar olarak her birimiz adeta birer Heidie’ymişiz de hepimiz dedelerimizle Alp dağlarında doğa ile iç içe yaşamışız gibi bizden bunları bilmemizi bekliyor! Hadi dese ki bu kadınlar Kültür Bakanlığında çalışıyor ama kültür ve sanatla hiç alakaları yok, bunu anlarız. Neticede bu gerçekten de eleştirilmesi gereken bir durum fakat tekrar ve tekrar maalesef ki eleştirilen şey bu değil. Ayrıca bize bir bakanlığa girip çalışmak için gerekli olan, beyefendinin deyimiyle “kağıt”ları genel söylenişiyle “diplomaları” Sivas’ın dağlarında ya da Trabzon’un ormanlarında vermiyorlar fakat beyefendi bu noktayı kaçırmış olacak. Ki çoğumuz şehir çocuğuyuz zaten, şehirdeki yaşantımızda binalarımızın önünde danalarla düveler vardı da biz mi ayrımına varamadık? Ayrıca hiç buradaki çoğu şeye ihtiyaç duyduk mu diye bir soru dahi sorabiliriz.

Bir de beyefendi dert edindiği şeyleri genel nesil değerlendirmesi kapsamında yazsa idi böyle bir yazı yazmaya pek de gerek duymayabilirdik. Ancak Haluk Dursun Beyefendi ısrarla üsttenci bir bakış açısıyla sadece kadınlardan bahsediyor.

Velhasıl baştan aşağı fiyasko olan bu yazıyı gerçekten şiddetle eleştiriyor ve kınıyoruz. Keşke beyefendiyle yüzyüze gelme şansımız olsa da bunları yüzüne söyleyebilsek.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir