Yüreği Kudüs ile Dolan Tüm İnsanlara…

0 23

Seher vakti sabah ezanından evvel duyarız ses bombalarını bu şehirde… Alışmış olanların uykuları bölünmez, ama Kudüs’e ilk kez gelmişseniz eğer tedirginlikle gözlerinizi açarsınız gecenin belki de en karanlık anına… Sabaha yakın, güneşin doğuşuna yakın anına…

Ezan sesi öyle bir yükselir ki sonra Mescid-i Aksa’da, iliklerinize kadar Kudüs dolarsınız o anda… Ve gün başlar Hz. Peygamber’in “Gidin, gidemiyorsanız kandillerinde yakılmak üzere zeytinyağı gönderin” buyurduğu, üç semavi dinin kutsal addettiği, Filistin’in incisi, Hz. Ömer’in göz bebeği, Selahaddin’in rüyası Kudüs şehrinde koca bir gün…

Kudüs, kapı şehri… Selahaddin’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın, Hz. Ömer’in şehre adım adım girdiği kapıların şehri… Ezanla birlikte sağda solda okula gitmeden önce Aksa’da namaza gelen Filistinli çocuklarla birlikte adımlanır Kudüs’ün daracık kesme taş sokakları. Mescid-i Aksa’nın her bir kapısına dikilmiş duran İsrail askerlerinin gözetiminde girilir bu can mabede. Bitmeyen bir çile Kudüs’ün çilesi… Belki de bu yüzden bizdeki de bitmeyen bir sevgi, muhabbet, tutku Kudüs’e dair…

Safların arasında koşturan Filistinli çocuklar, namaz bittikten sonra Aksa’nın bahçesinde yaşlısıyla genciyle kurulan ilim halkaları, namazın ardından Aksa’nın duvarlarının arkasında açılan fırınlar, zeytin ağaçlarının gölgesinde yürürken içimize dolan ka’k ve felafel kokuları, odamın hemen yanında Filistinli çocukların gittiği liseden ders saatine kadar yükselen Kur’ân sesi ve bahçede basket oynayan gençler, okula gitmek için sırtlarında kendilerinden büyük çantaları taşıyan Filistinli çocuklar, bu toprakları açık hava hapishanesi görüntüsünden biraz olsun uzaklaştırıyor. Kudüs şehri Batı Kudüs ve Doğu Kudüs olmak üzere ikiye ayrılıyor bu topraklarda… Batı Kudüs Yahudi yerleşkelerinden oluşuyor, Doğu Kudüs ise Filistinlilerden… Yıllar önce batı ve doğu Kudüs birbirinden ayrılsın diye bir duvar örmüş İsrailliler, şu an hali hazırda tüm Filistin bölgesine ördükleri, onların “medeniyet duvarı” bizim ise “utanç duvarı” dediğimiz duvar gibi… O duvar yıkılmış fakat insanların zihinlerinden duvarlar yıkılamamış bir türlü. Yahudi yerleşkelerinin olduğu bölge çiçek kokularıyla donatılmışken, Doğu Kudüs zulüm ve tedirginlik altında yaşamaya mahkum edilen Filistinlilerle dolu…

kudus-2

Hoşgörünün, samimiyetin, insana saygının yerle bir edildiği topraklardayım işte… Kudüs’te… Halbuki 638 yılında Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiğinde dönemin Hristiyan dini lideri Papa Sopranos Kıyamet Kilisesi’nde namaz kılabileceğini söyler Ömer’e… Hz. Ömer de “Benim açımdan sorun olmaz, burada namaz kılabilirim fakat benden sonra gelen Müslümanlar Ömer burada namaz kıldı deyip kiliseyi camiye çevirmek isteyebilirler” diyerek kilisenin hemen önündeki açıklıkta kılar namazını. Kıyamet Kilisesi’nin dış duvarından beş-altı adım sonraki o açıklıkta namaz kıldığı yere, Hz. Ömer mescidi inşa edilir. Kudüs’ün daracık sokaklarını mis havasını içime çeke çeke yürürken bir yandan da bu duvarlara, kesme taştan yapılma mescitlere avuçlarımın içiyle dokunuyorum; hoşgörünün, kudsiyete saygının, insana yalnızca insan olduğu için verilen değerin yaşandığı yüzlerce asır öncesinin tahayyülüyle… Mescidlerin, kiliselerin ve sinagogların huzur içinde ibadete açıldığı günlerin özlemiyle…

Kudüs’te anlatılmayı bekleyen o kadar çok hikaye var ki… Şam kapısının girişindeki tezgahlarda satılan, Rabbin ayet-i kerimesinde “bereketli topraklar” diye nitelediği bu topraklarda yetişmiş bir incir alıp Burj Al-LuqLuq’ı -Kudüs şehrinin kuytu köşelerini keşfedebilmek için- adımlarken, bir dut ağacı çıkıyor karşıma. Kocaman bir dut ağacı… Saad kabilesine ait bir bahçe burası. Dut ağacının bulunduğu park Saadiye Parkı. Beraber yürüdüğümüz Filistinli abimin gözleri doluyor bu ağacı görünce, kalbi sızlıyor. Çünkü bu büyük dut ağacı tüm Filistinliler için geri dönüş umuduymuş Ortadoğu’nun Filistin coğrafyasında… Bugün her yetişkin Filistinlinin mutlaka bir anısı varmış bu dut ağacıyla; ya tırmanırken düşüp dizlerini kanatmış, ya dallarına salıncak kurup sallanmış… Bu topraklardan sürgün edilen Filistinliler geride kalan yakınlarına “Dut ağacı yerinde duruyor mu” diye sorarmış. Çünkü dut ağacı yerindeyse geriye dönüş umudu da hala taze demekmiş onlar için… Dut ağacı yaşıyorsa, hala burada bir evleri, bir sığınakları var demekmiş.

Dut ağacını geçtikten sonra yavaş yavaş Abdulaziz Buhari Hz.lerinin evinin kapısı ardına kadar açılıyor, misk kokusunu takip ederek giriyorum odadan içeriye… Buhari hz.leri, Sahih-i Buhari’nin müellifi İmam Buhari’nin torunu… Kudüs yüzlü, Kudüs yürekli… 2010 yılında koca yürekli insanları güvertesine toplayıp Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıyı izlerken rakik kalbi bu zulme daha fazla dayanamayıp oracıkta vefat ediyor. Geriye kendisinden ve ilminden sayısızca güzellik kalıyor.

Buhari Hz.lerinin evinden çıkıp Kudüs’ün daracık ara sokaklarına dalıyorum tekrar. Bir kitapçı dikkatimi çekiyor. İçeride bir sanduka. Üzerine yeşil örtüsü örtülmüş ve kitaplar koyulmuş. Küçük bir kitapçının orta yerinde kocaman bir mezar. Mimar Bayram Çavuş’un mezarıymış burası meğer. Osmanlı’nın ilk Kudüs valisi Bayram Çavuş’un… Kudüs’e bilabedel çalışmak için gelen, sadece Kudüs’e hayrı dokunsun diye kilometrelerce uzaktan bu topraklara gelip yaşayan, ömrünü, hizmetini, ilmini Kudüs’e adayan bir Osmanlı çavuşu… Kitapçının göz bebeği… Kudüs’te hayattakiler ölüleriyle beraber yaşıyorlar bu topraklarda. Bu yüzden bırakılmıyor Kudüs. Bu yüzden göründüğünden daha kalabalık Aksa. Bu yüzden hala bereketli zeytin ağaçları…

İşte burası Kudüs… Duvarlarında şehit posterleri asılı duran, Filistinli gençlerin muazzam resim kabiliyetini her duvarın üzerinde okuyabildiğimiz, küçücük çocukların hayatlarını Mescid-i Aksa muhafazasına adadığı, zikri farklı, fikri farklı, ezanı, suyu, toprağı, havası farklı şehir… Nuri Pakdil’in “Kalbimin yarısı Mekke, yarısı Medine’dir. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır” dediği taze şehir… Binlerce yıl insanlık tarihinin ilk şehirlerine komşu olmuş, Hristiyanların İsa’nın çilesini kalplerinden hissettikleri, Yahudilerin her bir taşı için ayrı bir planı olduğu, Müslümanların önünde bir sınav kağıdı gibi duran şehir… Güneş batıyor Kudüs’te… Şehir uykuya dalıyor. Keşke Kudüs uyusa hep rahatça, ama insanlık hiç uyumasa değil mi?..

 


E-POSTA LİSTEMİZE KATILIN

Böylelikle hiçbir yazıyı kaçırmaz, düzenli gelen e-postalar ile Kadın Bloku’nu takip edebilirsiniz.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir