Kurumsallaşan Ölüm

0 19

Ölüm insanın yaratılmasıyla beraber kafasını meşgul eden meselelerden biri olmuştur. İnsanlar özellikle hayatı anlamlandırma çabalarında ölümü baz alarak yorumlar geliştirmişlerdir. Ölüm muhtevası açısından bilhassa dinlerin ele aldığı bir mevzu olmuştur.  Din farklılıklarından dolayı da ölümü algılayış çeşitlenmiş, ona yapılan benzetmeler, getirilen açıklamalar değişmiştir.

Örneğin Yunan mitolojisinde uyku ve ölüm, yani Hypnos ve Thanatos ikiz kardeşlerdir. Yine mitolojide unutma ile ölüm arasında da bir ilişki kurulmuştur.Öyle ki, tanrılardan biri olan Hermes, oğlu Ethalide’yi ölümsüz kılmak için ona hiç bozulmayacak bir bellek verir. Yani ölümsüzlük hiçbir şeyi unutmayacak bir bellekle eşdeğer görülür. Bir başka deyişle ölüler belleklerini yitirmiş olanlardır. Platon’a göre de unutma, ölümün ilk aşamasıdır.

Semavi dinlere bakacak olursak Musevilikte de Hristiyanlıkta da ölüm uykuya benzetilmiştir. Mezar taşlarında “huzur içinde uyu” gibi dilekler ile bu algı arasında bağlantı kurmak çok kolaydır. İslam da ölümü ruhun bedenden ayrılması olarak ifade eder. Bu durum Eski Türklerde de vardır. Mesela Göktürk Yazıtlarında İlteriş Kağan için oğlu; “Babam kağan uçtuğunda, özüm sekiz yaşında kaldım” diye yazmıştır. Yani ölmek fiili için kullanılan bir başka tabir de uçmaktır. Bu fiil, ruhun bedenden ayrılarak Allah katına ulaşması bakımından Müslümanlar tarafından da kullanılmıştır.

Bu, ölümün dinlerle alakalı kısmı olmakla birlikte doğurduğu sonuçlar bakımından başka alanlarla da bağlantısı olmaktadır. Giddens, kültürel unsurların kendi öğelerini ve araçlarını oluşturması, mekanı organize etmesi üzerinde durur. Buradan hareketle düşünüldüğünde ölüm kendi maddi kültürünü; tabut, kefen, cenaze arabaları, mezarlar ve buna benzer diğer maddi unsurlarını oluşturur. Aynı zamanda gömme, defin etme, yakma, mumyalama gibi çeşitli ritüeller de ortaya çıkarır.Yani ölümün sosyoloji alanıyla da sıkı bir bağı mevcuttur.

Montaigne, “nasıl yaşanacağını öğrenmek istiyorsan ölümü düşün” derken, aslında ölümle varlığın iç içe geçmiş olduğunu söyler. Yani esasen ölümün sorgulanması, varlığın sorgulanması anlamına geldiğinden felsefe de ölüm meselesiyle ilgilenmiştir.

Modernizm ve Ölüm

Yukarıda bahsettiğimiz dinin sosyoloji alanıyla ilgili olan kısmını, konumuzu güncele bağlamak açısından ele alacağım. Ölümü, algılanış şeklinin ve ritüellerinin değişmesi açısından üçe ayırabiliriz; geleneksel, modern ve post-modern.

Geleneksel algılanışta, ölüm, cenaze töreni ve gömme ritüelleri cemaat tipi yapılanmalarca düzenlenir ve meşru kılınır. Geleneksel toplum sıkı ağlarla örülmüş bir toplumdur.Ve ölüm de toplum merkezlidir.İnsanlar coğrafik olarak iç içe yaşamaktadırlar ve geçirilen zaman o mekanla kısıtlıdır.Yakın akraba, komşular ve dost çevresi ile olan bağlar kuvvetlidir.

mezar-tasiModern algılanışta,ölüm tıbbi otoritelerce onaylanır. Anlam dinden/gelenekten çok bireye verilir. Geleneksel toplumdaki sıkı komşuluk ve akrabalık ilişkileri yerini iş, alışveriş, gezi dünyalarına bırakmıştır. Bu ise kamu ve özel ayrımını derinleştirmiştir. Toplumun bu yeni organizasyon biçimi ölüm biçimini de değiştirmiştir. Geleneksel kültüre ait aidiyet duygusu yerini kimlik yahut kimliklere bırakmıştır. Ölümün anlamının dinden çok bireye verilmesi meselesi ise önemlidir. Durkheim’in vurguladığı gibi geleneksel toplum için otorite dindir fakat modern toplumda dinin yerini uzmanlar alır.Bilge ya da din adamına güvenilmez, fakat doktor ya da alanında uzman kişiler sözü dinlenen merciiler olur.

Post-modern algılanışta ise, modernliğin ürettiği ölüm formları yeniden düzenlenir ve bireysel duygulara hasredilir. Aynı zamanda modernizmde otoriteler olan uzmanlara güvenilmez, tek otorite kişinin kendisidir.

Özetleyecek olursak; geleneksel toplumda, “Tanrının dileği önemlidir”  görüşü hakim ve ölüm kamusaldır. Modern toplumda, “doktorun/uzman görüşü önemlidir” görüşü hakimdir ve ölüm uzmanlar  tarafından yönlendirilir. Post-modern toplumda ise, “bireysel tercihim her şeyin önündedir” görüşü hakimdir ve ölüm özeldir.

Modernizm üzerine çalışmaları olan önemli kişilerden biri olan Martin Heidegger insanın ölümü düşünmesi durumuna “otantik olma” adını verirken, “var olmayı unutma” durumuna “otantik olmama” der. Çünkü ölümü düşünmeyi unutma aslında varlığı unutma anlamına gelir. Ölümün modernizmle olan ilgisi bağlamında, bir başka değerlendirmeyi Bauman yapmıştır. Modern öncesi çağlarda ölümün “evcilleştirilmiş” olması durumundan bahseder ve bu durumun modern insan tarafından anlaşılamayacağını söyler.Bunu anlayamadığı için de ölüm fikrini başa çıkılabilir küçük parçalar halinde “akla uydurma”ya çalıştığını söyler.

Bu meseleyle ilgili bir başka değerlendirmeyi ise Philippe Aries yapmıştır. Batılının Ölüm Karşısında Tavırları adlı kitabında “yatakta ölüm” hakkında bazı yorumlarda bulunmuştur. Ona göre, eskiden insanlar ölmek üzereyken genelde evlerinde bulunurlar ve kendi ölüm ayinlerini kendileri yönetirlerdi. Eğer söyleyeceklerini unutmuşsa ona rahip ya da hekim yardım ederdi. Dolayısıyla ölenin odası “kamusal alan” haline gelirdi. Akrabalar, komşular ve dostlar, çocuklar da dahil olmak üzere orada hazır bulunmaları beklenirdi. Oysa günümüzde çocuklar bu ortamdan mümkün olduğunca uzak tutulmaktadır. O dönemde ölüm ayinleri basittir; törenseldir ama insanlar rol yapmazlar. Sonuç olarak ölüm, bugün tersi olsa da, büyük bir endişe ve korku doğurmamaktadır o dönemde.

Kurumsallaşan Ölüm

“Modern hayatla gelen kurumsallaşma toplulukların kültürel yapılarından soyutlanmasını beraberinde getirdi. Ekonomik kaygılar ise bu süreci parasal bir değere ve belediyelerin yönetmelikleriyle de kurumsallaşan bir kültüre dönüştürdü”

Bir yüksek lisans tezinden ödünç aldığım bu satırlar meseleyi tam anlamıyla özetleyen cümlelerdir. Günümüz dünyasında belediye anonsları, belediyelerin cenaze hizmetleri, gazeteye verilen ölüm ilanları ve mezarlıkların değişmesi ya da standartlaşması gibi durumlar günümüzde ölümün kurumsallaştığını kanıtlayan göstergelerdir. Modernizmin kaçınılmaz sonucu olan kurumsallaşma ölüm meselesinde de kendisini göstermiştir. Bu meseleye verilecek en ilgi çekici örneklerden biri taziye evidir.rsz_bab-ı_saadet

Kentleşme ve modern hayatla birlikte taziye kültürünün kaybolmaya başladığını gören Urfalılar çok ilginç bir yöntem geliştirmişler. 2000’li yıllarda Şanlıurfa Kültür ve Araştırma Vakfı’nın Balıklıgöl civarındaki bir evi restore edip “taziye evi” olarak hizmete sunmaya başlamış. Bugün birçok semt ve mahallede hatta bazı camilerin avlusunda, çevresinde taziye evleri açılmış olup, sayıları hızla artmaktadır. Taziye evleri, adresin kolaylıkla bulunması, mekanın genişliği, kışın ısıtma imkanının olması gibi açılardan pratiklik sağlamaktadır. İlk zamanlarda yöre halkı tarafından garipsenen kurumsallaşmış taziye evi meselesi daha sonra halk tarafından benimsenmiştir. Şimdi ise bu mekanlarda yoğun talep nedeniyle ancak üç günlüğüne kiralanabilmektedir.

Ölüm ritüellerinin kurumsallaşma meselesinin çarpıcı bir biçimde görüldüğü bir diğer örnek ise mezarlık hizmeti veren şirketlerdir. Birinci örnek www.dua-al.com adlı sitedir. Site mezarlık hizmetleri veriyor olup müşterilerine çeşitli imkanlar sunmaktadır.Sitenin sloganı olan; ”Abone Ol Ruhun ve Ruhaniyetin Huzur Bulsun” sözü ise işin boyutunun ne denli dönüştüğü göstermesi bakımından önemlidir.

 “…girişimcilik ruhu ile atıldığımız hizmet sektöründe emin adımlarla ilerlerken, bugün sadece mezarlık bakım hizmetleri ile değil mezarlık yapımı, onarımı, mermer beyazlatma, mezar taşı çeşitleri, her kesime ve her bütçeye uygun mezar çeşitlerimiz ile hizmetindeyizsözleri ile müşterilere hitap eden sitenin misyon ve vizyonu da oldukça ilginçtir:

Misyon: “kaybettiğimiz yakınlarımıza son görevlerimizi tam anlamı ile yerine getirebilmek amacıyla mezarlıkların layık olduğu bakım ve temizliğe kavuşmasını sağlamak”
Vizyon: “dünya çapında mezarlıklara verilen önemi, hassasiyeti ve titizliği Türkiye halkı ile buluşturmak”

Aynı zamanda; “Şimdi bir düşünün…belki aylarca yakınınızın mezarına uğrayamadınız, aylar sonra mezarlıkta sizi rengarenk çiçeklerle süslü, temiz bir kabir karşılıyor. Kıyamete kadar mezarlar yakınlarımızın evi, onları terk edilmiş görüntüsü veren bir ortamda bırakmayı mı yoksa gördüğünüzde içinizi açacak tertemiz bir ortamda mı bırakmayı tercih ediyorsunuz?” şeklindeki cümlelerle de müşterilerine duygu sömürüsü yapmak suretiyle bir pazarlama yöntemi geliştirmişlerdir.

İkinci site ise www.kabristan.net Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bu şirket de ;

“Keşke aramızdan hiç ayrılamasalardı; keşke onlarla birlikte olduğumuz o günleri yeniden yaşayabilseydik. Ama tüm canlılar gibi insanoğlu için de en kaçınılmaz gerçeklerden biri de ölümdür(…) Bizler, onlara hayatta iken gösterdiğimiz sevgiyi saygıyı bağlılığı ölümlerinden sonrada göstermek için elimizden geleni yaparız. Onlara verebileceğimiz en güzel hediye dualarımız ve saygımızdır. Ve bu sevgiyi saygıyı bağlılığı onların hatıralarına ve kabirlerine sahip çıkarak göstermekteyizsözleri ile müşterilerinin duygularına hitap etme yolunu seçmişlerdir. Ayrıca bu sitede referanslar kısmında Sabancı’ların mezarları örnek gösterilmiş olup, işin bu kısmı da tartışılması gereken ayrı bir mevzudur. Sabancı’ların mezarını yapmak işini iyi yapmış olmanın göstergesi olarak sunulmuştur.

Üçüncü ve son sitemiz olan www.antalyakabirbakimi.com sloganı itibariyle diğerlerine göre çok daha çarpıcıdır: “Kredi Kartına Taksit İmkanı Sağlayan  Antalya’nın İlk ve Tek Firması”
Müşterilerinin duygularına hitap etmek yerine, günümüzün şartlarına göre çok daha gerçekçi duruş sergileyerek ücret imkanları ile ön plana çıkmıştır. Osmanlı döneminde mezar taşları üzerine yazılan şiirlerin, sözlerin edebi değeri göze çarpmasına karşılık bu sitede taş üzerine yazılması önerilen şiirler de tam bir fiyaskodur.

“Ne acı bakarsın bana
Bugün yabancı mı geldim sana
Bugün bana yarın sana
Bir Fatiha okusana “

yahut

“Dünya bir değirmendir, daima döner
İnsan bir fenerdir, ansızın söner”

Özetleyecek olursak modernizm ile birlikte her şeyin yavaş yavaş kurumsallaşması meselesinden ölüm ritüelleri de payını almıştır. Hatta günümüzde artık kurumsallaşmayı da aşarak her şey insafsızca para kazanma yolu olarak görülmektedir. Modern hayat ekonomi sistemi, değer yargıları, normları vasıtasıyla bizi, insanlığı her şeyi sömürme, ekonomik çıkar objesi olarak görme noktasına getirmiştir. Öyle ki artık dirilerden değil ölülerden bile para kazanılır hale gelinmiştir. Bizlere de Allah sonumuzu hayretsin demekten başka bir şey kalmamıştır.

 


E-POSTA LİSTEMİZE KATILIN

Böylelikle hiçbir yazıyı kaçırmaz, düzenli gelen e-postalar ile Kadın Bloku’nu takip edebilirsiniz.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir