Ey Şehid-i Kerbelâ’ya Ağlayan…

1 23

Tarih; 10 Muharrem 61…
Yer; bugünkü Irak sınırları içinde bulunan, Bağdat’a 60 kilometre uzaklıktaki Kerbelâ… Peygamber torunu Hz. Hüseyin ve yanında bulunan 72 kişinin günlerce susuz bırakıldıktan sonra şehit edildiği yer.

Kerbelâ; belaların yağmur gibi indiği yer… Kerbelâ; şehitlerin şâhı, Hz. Peygamber’in gözünün nuru, torunu, Hz.Ali ve Hz. Fatıma’nın bağında açan bir goncanın; başının bir yana gövdesinin bir yana savrulduğu o ot bitmez, kuş uçmaz, kervan geçmez topraklar…

Vakanın tarihi ve siyasi kısmını anlatmayı işin ehline, yani İslam tarihçilerine bırakmak gerektiğini düşünüyorum. Ben, bildiğim ve hakkında birkaç satır yazma cür’etinde bulunabileceğim bir konuya– sizi sıkmadan- ucundan kenarından değineceğim; Edebiyatımız’da Ehl-i Beyt Sevgisi ve Kerbelâ Mersiyeleri…
Mersiye; Arap, Fars ve Türk Edebiyatları’nda özellikle sevilen kişilerin vefatı veya kaybedilen değerlerin ardından onu öven ve kaybının üzüntüsünü dile getiren şiirlerdir.

Hz. Hüseyin için ilk mersiye, Ehl-i Beyt kadınlarının Şam’da tuttukları yasta söylenmiştir. İkincisi ise; o mübarek başı Şam Camii’ne getirildiğinde Yahya bin Hakem tarafından söylenmiştir. Kerbelâ Mersiyeleri, evvelâ Arap şairleri arasında söylenmeye başlar, ancak zamanla bütün İslam Coğrafyası’na yayılır.

Kerbelâ Mersiyeleri, Türk Tekke Mûsikîsi içinde de önemli bir yere sahiptir. Bilhassa Muharrem ayı içinde bu mersiyeler tekkelerde icrâ edilir. Ancak, mersiyelerde isyâna girecek ifadeler zinhar yer almaz. Bilakis, hüzün ve ehl-i beyte duyulan muhabbet dile getirilir.

Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in şehid edilmesi; edebiyatta ‘Maktel-i Huseyn’ diye bir türün ortaya çıkmasına vesile olmuştur ki Fuzuli’nin Hadikatü’s-süeda eseri de bu türden sayılır. Eserde Fuzuli şöyle der:

Yâd it Fuzûlî Âl-i abâ hâlin eyle âh
Kim berk-i âh ilen yakılur hırmen-i günâh

(Ey Fuzuli, Âl-i abâ’nın hâlini hatırlayıp ah eyle. O ah şimşeği ile günah harmanı yakılır, günahlar affolur.)

Fuzuli, Muharrem ayı vesilesiyle, ehl-i beytin haline hüzünlenmenin rahmete vesile olacağını söylemiş. Beni en çok sarsan şiir ise; Kâzım Paşa’nın yazdığı, Sebilci Hüseyin Efendi’nin ( Ki kendisine Sebilci sıfatı, 10 Muharrem Merasimleri’nde su dağıttığı için verilmiştir.) okuduğu ;

Zalimler el urup hep şemşir-i canrübâya
Kasdettiler serâpa evlâd-ı Mustafâ’ya

Düştü Hüseyn atından sahra-ı Kerbelâ’ya
Cebrail var haber ver sultan-ı Enbiyâ’ya.

diye başlayan o tüyler ürperten mersiyedir. Youtube’den hem Sebilci Hüseyin’in seslendirmesine hem de Mehmet Kemiksiz ve Ahmet Şahin’in seslendirmesine ulaşabilirsiniz. Dinledikten sonra da yorumlarınızı merak ediyorum, yazın lütfen.

Çok uzatmadan bitiriyorum : ) Allah, kalplerimizi Ehl-i Beyt muhabbetinden beri kılmasın. Mah-ı Muharrem’de, su dolu bardağı dudaklarına götürdüğünde aklına Hz. Hüseyin ve yanındakiler gelip, yudumları boğazında düğümlenen her kim varsa, Peygamber Aleyhisselâm’ın şefatine nâil olsun. Vesselâm…

 


E-POSTA LİSTEMİZE KATILIN

Böylelikle hiçbir yazıyı kaçırmaz, düzenli gelen e-postalar ile Kadın Bloku’nu takip edebilirsiniz.

1 Yorum
  • ebrucu
    Kasım 3, 2014

    Bu acıyı ne kalem yazar, ne kelam söyler. Yazı oyle güzel öyle naif olmuş ki. Ulak olan kulağa mûsikî gibi bir sihirle öyle bir eser işaret ediyorsunuz ki gönüller belki bir lahza o acıyı ve hasreti yureklerinde hisseder. Allah razı olsun.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir