Tevellüdü İstanbul olan bir şair: Andre Chenier

0 16

Tarihin karanlık sularında olup da hâlâ isimleri okunabilenler bunun bedelini hayatlarıyla ödemişlerdir. İsminin bugün bile su yüzüne çıkabilmesi hangi bedeli ister muhatabından? Kim hangi bedeli ödemiştir? Ödenen bu bedel, bazen okumaktan kararan bir göz, bazen düşünmenin huzursuzluğundan deliren bir deha, bazen bu huzursuzluktan çıkış yolunu kendini öldürmekte gören bir müntehir olmuştur.

Bazıları ölümü çekerken, bazılarını da ölüm çeker kendine doğru. Ölümle hayat arasındaki yaşam denilen ince çizgi kâh bir kurşunla kâh yağlı bir urganın kolları arasında, kâh bir giyotinin soğuk teninde siliniverir.

Karaköy’deki St.Pierre Hanı’nda doğmuş 18. Yüzyılın en büyük şairi sayılan Andre Chenier da ölümün kendisine doğru çektiği şairlerdendir. Bir sonbahar günü (günümüzde de hâlâ kullanılan) St. Pierre Hanı’nda Fransız bir babayla Yunan asıllı bir anneden dünyaya gelen Andre-Marie Chenier, tamamı 32 adım sürecek hayat yolunun ilk üç adımını İstanbul’da atmıştır. Chenier, tükenmeyen enerjisi ve dik başlı tavrını bir Fransız diplomatı olan babası Louis de Chenier’dan, çoşkulu olmasına karşı ruhundaki incelik ve duyarlılığını da Yunan asıllı annesi Santi-Homako’dan alır. Ailesi, Chenier 3 yaşında iken (1765) İstanbul’dan ayrılarak Paris’e yerleşir. Paris’te annesinin günün şair ve yazarlarından oluşan çevresi sebebiyle aydın bir topluluğun içinde yetişir. Annesinin Yunan asıllı olmasından dolayı daha 6 yaşındayken çok iyi Yunanca öğrenmiştir. Hatta bu küçük yaşında Sappho’nun bir şiirini Fransızca’ya çevirmiştir. Chenier’in Yunanca’ya yönelişi şiir anlayışının gelişmesinde önemli rol oynar. Girmiş olduğu St. Cyr Harp Okulu’nu 1781’de bitirmiş, 1782’de de Angoumais piyade alayı subayı oalrak Strasbourg’a gönderildiyse de altı ay dayanabilir ancak. Askerliği bırakarak Paris’e geri döner. 1787 yılının Aralık ayında Londra’daki Fransız elçiliğine atanan Chenier işi çok az olması sebebiyle zamanının çoğunu İngiliz Edebiyatı’nı incelemeye verir. Fakat Chenier devrim patlak verince soluğu tekrar Paris’te alır.

Şair, Paris’e geldiği günlerde kral yanlısı bir kadının tutuklanma kararından sonra kadının kaçmasına yardım ettiği için devrim mahkemesi tarafından hapse atılmıştır. Babasının çırpınışı, bürokrat olan kardeşinin yardımları kurtulmasına yetmemiştir. Robes-pierre’nin düşmesinden iki gün önce onlarca kişiyle beraber, devrim karşıtlığı suçlamasıyla, giyotine gönderilmiştir. Dönemin ünlü Fransız fizikçisi Joseph Ignace Guillotin, idam cezalarının cellât baltasıyla değil, bir makine aracılığıyla ve mahkûma acı çektirmeden gerçekleştirilmesini istemiştir. Ve yüksekçe bir yerden, ensenin üstüne inen kavisli keskin bir bıçak tasarlamıştır.

Fransa Kralı 16. Louis ise, kavis biçimindeki bir bıçağın, mahkûmun kafasını rahat kesemeyeceğini öngörmüş ve bıçağın 45 derecelik bir açıyla “oblik” olarak enseye inmesini gerçekleştirmiştir. İdam edilmeden önce infazı seyretmeye gelen kalabalığa dönerek başını iki elinin arasına alıp “bu kafanın içinde daha çok şey vardı” diye bağırmıştır.

Andre Chenier ilk şiirini 1785-1789 arasında yazar: Idyless, Bucoliques (Kır Şiirleri). Şair bu yıllarda hüzünlü aşk Şiileri yazar. Çoğu düş şiirdir. Romantizme şiirlerinde büyük bir yer verir. Zaten Chenier kendinden sonraki Fransız romantik şairlerini etkilemiştir. Daha sonraki şiirlerinde klâsik konulara eğilmiştir. L’aveugle (Kör) ve La Jeune Tarentine, temsını Klâsik Çağ’dan alan şiirleri arasındadır. Bu etki Elègies (Ağıtlar) ve Epîtres’de de (Nâmeler) görülmesinin yanında, bu şiirlerinde, şairin özlemleri, mutsuzluğu ve yabancılaşması ağırlık kazanır. Hapishanede yazdığı Iambes’ hapishanede ince yapraklarla yazılmış, sonra da bunları çamaşırlarıyla birlikte göndererek dışarı kaçırmayı başarmıştır.

“Canlanır son ışık ve tatlı rüzgârlar gibi,
Gözümde güzel günler,
Dibinde giyotinin üflerim neyimi,
Deyip neylersin kader,
……..
Düşünmeden kendimi, çürüyüp gideceğim,
Bu karanlık çukurda
Benim de kaderim bu!
Alışalım unutmaya”

Andre Chenier’in iki farklı hayatı vardır. Biri, açılışların, toplantıların ve siyasal ilişkilerin bulunduğu hareketli yaşamı, diğeri de, şair yaşamıdır. Bu yaşamının da diğerinin tam aksine, sessizlik, dinginlik ve kırlarla dolu bir hayat sürer. Chenier şöhretten, adının çevrede çokça anılmasından hoşlanmasa da kendi istemediği ve bir çaba göstermediği halde adı Fransa sınırlarını aşarak Almanya ve Polonya sınırlarına kadar ulaşır. Fakat o gün şöhreti şairliğinden dolayı değil dehasından dolayıdır. Çünkü Chenier yaşamı boyunca sadece bir iki şiirini yayınlamıştır.

Andre annesinden öğrendiği Yunanca ve okulda öğrendiği Latince sayesinde antik Yunan ve Roma yazınını genç yaşından itibaren çok iyi tanıyordu. Buna, bir de Londra’daki elçiliği sırasında geliştirdiği İngilizce’sini katınca Fransız şiirine canlılık getirmek amacıyla şiirler yazmaya başladı. Bunu da klâsik dönem Yunan lirik şiirinden esinlenip klâsik konularda yeniden ele alarak kısmen başardı.

Şairin en büyük bahtsızlıklarından biri, içine doğduğu çağın şiire hiç önem vermemesidir. Andre Chenier dışta tutulursa 18. Yy. Fransa’nın şiirsiz çağıdır. Bu çağda şiir sevilmemiş, adeta dışlanmıştır. Hatta Montesquie, şiirin aklı engellediğini söyleyerek şiire düşmanlığını açıkça ifade eder. Bu çağda büyük şair olmamasına karşın büyük bilginler çokça görülür. Fakat onlar da şiiri dışlamıştır. Bu çağın bilginleri: Montesquieu, Voltaire, Diderot, Jaen Jacques Rousseaux, Buffon’dır.

Şiirleri 1819’da şair Henri de Latouche tarafından yayımlandığında epey ses getirir. Romantikler ve karşıtları tarafından benimsenmiştir. Şiirleri kitap halinde çıkınca büyük Fransız Devrimi’nin gürültüsü içinde çağının en büyük ozanının yaşadığı anlaşılır. 19. yüzyıl şiir akımını etkilemekle kalmamış, siyasi mücadelesi ve kahramanca ölümüyle Avrupa’nın şair-kahraman simgesi konumuna yerleşir. Chateaubriand, Saint-Beuve ve Vigny’nin yapıtlarına konu olmuştur. Ayrıca, Umberto Giordana 1896 yılında Andre Chenier adlı bir opera yazmıştır. Bizim edebiyatımızda ise çok sık olmasa da Chenier ismine rastlamak mümkün. Salâh Birsel’in Meyhane adlı şiiri şu dizelerle başlar: “Ozan Andre Chenier’yi/ İkiye böldüğünden beri giyotin/ Kurum satıyorsa meydanlarında Paris’in/ Ozan kardeş hadi hop/ Sende uzat boynunu/ Eş dost beklemesin.” Sunay Akın’ın da Giyotin adlı şiiri şöyledir: “Andre Chenier’in başı Paris’te/ göbeği İstanbul’da kesildi.” Ayrıca Enis Batur Türk Edebiyatı’nda Giyotin başlıklı yazısında Andre Chenier’den bahsetmeden geçemez. Ben de tevellüdü İstanbul olan şair, Andre Chenier’i edebiyatımız adına bir yerde daha isminin geçmesine vesile oldum… Vesile edene hamd ile veˈs-selam!

SAİNT-LAZERE HAPİSHANESİ’NDE

I

Saçlarına beyaz düşmüş üzgün ihtiyar
Bir başına bıraktılar seni son anlarında
Ne dayanağın kaldı
Ne oğlun yanında
Şimdi evine kapanıp
Kaçar oldun ışıktan
Yüreğindeki o uğursuz acı
Kemiriyor durmadan boğazını
Gürgenden yaptığım sandalyede
Başın önde, bakışların kuru,
Solgun yüzünle dilsiz ve sağır,
Bütün insanlara karşı sağır,
Dostlarına bile
Oturup bütün gün bekliyorsun sessizce
“Gelsin ya oğlum ya da bulsun ölüm” diyorsun

Ve sen, demir kafesteki sen
Ceylan yavrusundan ayrı düşmüş
Yiğit ana ve güzel kadın
Böyle umutsuz ve yalnız
Neyi bekliyorsun?
Duyuyorum feryadını
Ve de iniltilerini
Öfkeyle çarpıyor bağrın, altında ellerin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir