Nurettin Topçu’ya Giriş: Kültür ve Medeniyet

2 21

Her şey kısmet işidir. Kitaplarla tanışmak da öyle. Bazen bir kitap yıllarca rafınızda durup gözünüze ilişir de bir türlü okuyamazsınız. Sonra o kitapla tanışma günü gelir ve tanışırsınız. Geriye kalan, o kitaptan bîhaber geçirdiğiniz zaman ve bu zamana karşı ettiğiniz hayıflanmalardır. İşte benim Nurettin Topçu ile tanışmam tam olarak böyle oldu. Zamanın birinde isminin beni cezbetmesiyle satın aldığım İsyan Ahlakı, biraz da ağır bir kitap olması hasebiyle başarısız bir okuma girişimine maruz kalmış, rafa kaldırılmış ve uzun yıllarca da orada beklemişti. Böylece Nurettin Topçu’yu tanımam da ileriki tarihlere sarkmıştı. Kısmet. Daha sonraları aldığım Kültür ve Medeniyet kitabı, yarım kalan tanışma hikayemi tamamlayacak olan kitaptı. Ve beni oldukça etkileyen…

Kültür ve Medeniyet kitabı olabildiğince sade ve çarpıcıydı. Bu zamana kadar birçok mütefekkirin kitabını okumuş ve birçoğundan da oldukça istifade etmiştim. Fakat Topçu’nun Kültür ve Medeniyet’i çok farklıydı. Bir kere ilk dikkatimi çeken şey Topçu’nun sadece durum tesbiti yapmıyor oluşuydu. Çünkü şu ana kadar okuduğum birçok kitap sorunu tüm ayrıntılarıyla tespit edip bırakıyordu. Topçu sorunu çok güzel bir şekilde tespit etmekle beraber çözüm önerisi de sunuyordu. Buna örnek olması açısından şu kısa ve çarpıcı pasajı okumanızı isterim:

“Bugünün insanı kendi kendisi ile baş başa kalma imkanlarını kaybetmiş durumdadır. Adeta kendine yabancı yaşıyor. Onu kendi benliği ile baş başa koyabilecek ilk aracı tabiat olabilir… Gençlik pek sık tabiatla baş başa bırakılmalı ve bu tabiat inzivası halinde tabiatın dili ona tercüme edilmelidir. Biz samimiyeti ilkin tabiattan öğreniriz. Sevginin ırmakları da tabiatın kucağındadır. Tabiatla temas sayesinde dostluğu anlayan ruha mefahir ve mukaddesat bu kanaldan doldurulmalıdır. Haccın erkanı ve abdestin şartları öğretilerek değil; dostluğa açılan kalbin kapısından Allah sevgisi sokularak. Genç ruhlara, din adamlarının, cennet cehennem tellallığı yapan tehditlerinden çok uzaklarda, kitapta yeri gösterilmeden, din kelimesi hiç kullanılmadan dini ruh her adımda sunulmalıdır. Varlıklarından rahmet taşıran ibadetleri bütün hareketlerine serpilmeli, iyiliğin kolay bir şey olduğu anlatılmalıdır. Onlara, iyiliği sudan, güneşten, rüzgardan ve bir yapraktan öğrenebilecekleri inancı verilmelidir.”

Görüldüğü gibi Nurettin Topçu sadece sorun tesbiti yapmayıp aynı zamanda oldukça orijinal bir reçete de sunmaktadır bize. Beni gerçekten etkileyen bir çözüm oldu bu. Çünkü şu zamana kadar gençliğin hali ve ahvalinden yakınan kimseden doğru düzgün bir çözüm önerisi duyamamışken, Topçu’dan böylesine anlamlı bir çözüm duymak benim için oldukça kıymetliydi. Bu reçeteden devam edecek olursak, kitabı okumaya devam ettikçe Topçu’nun derinliği daha da anlaşılıyordu. Sadece siyasi ya da felsefi meseleler değil bambaşka meselelerle alakalı da çok farklı fikirleri vardı. Müzikle ilgili yapmış olduğu şu yorum oldukça çarpıcıdır mesela:

“Musiki, varlıkların kalın perdesi arkasında gizlenen, kendini göstermeyen Sultan’ın sesidir. O hiçbir zaman çözülmeyen ilahi şifredir. Biz o dilin unsurlarını yan yana getiriyoruz, manayı yaratan biz değiliz, odur. Tabiatta göründü, seslenmedi. Musikide sesleniyor, görünmüyor. Beni benden alıyor, aleme teslim ediyor. Sonra da getirip alemi bana bağışlıyor, beni bütün alemle dolduruyor, beni alemden büyük yapmanın zevkiyle kendimden geçirtiyor, ilahi hazla bayıltıyor. Bir taraftan musikinin temel unsuru olan melodi yani içsel ahenk, ruhun derinliklerinden çıkarak bütün aleme yayılıyor. Öbür taraftan varlığın eşyada dolaşan büyük sırrını ifşa ediyor. Varlıkla ben, iki sır, onda birleşiyoruz. Sanki karşımızda bir kalın perdenin arkasında gizlenen ezeli sevgili feryad ediyor, ‘ben buradayım, diyor, her yerde aradığınız benim!”

Kültür ve Medeniyetİşte bu derinliğe sahip Topçu’nun, kitapta ele aldığı tüm meseleler üzerine yaptığı yorumlar okuyana meseleye farklı açılardan bakma imkanı sağlıyor, zihni açıyordu. Topçu’nun çözümleri farklı olduğu gibi aynı zamanda eleştirileri de oldukça sertti:

“İslam dininin bütün tarihi içinde, onun fikir ve ruh davasını yaşatan mücahitler, mutasavvıflardır. Ruh ve fikri ikinci plana alıp, bunları emredilmiş hareketlerin esiri veya hizmetkârı sayarak, İslam dinini esasında birtakım hareketler sistemi haline koyan dar kafalı mutaassıplar, bu dini, insanlara zorlayıcı kumandalar veren karanlık ve korkunç bakışlı bir iskelet haline getirdiler. Bugün, kendilerine “Müslümanız diyen insan yığını”nın ibadetleri, ruhsuz bir iskeletten koparılmış parçaları andırmaktadır.”

Eleştirmiş olduğu bu durum bir başkası tarafından kolay kolay dillendirilebilecek bir mesele değildir. Fakat O, görmüş olduğu yanlışlıkları da doğrulukları da en net biçimde dile getiriyordu. Beni etkileyen, derinliğinin yanında aynı zamanda cesur oluşuydu…

Bir kitap bir yazıyla ne kadar anlaşılabilir yahut ne kadar dikkat çekebilir emin değilim. Fakat değerlendirmeye çalıştığım Kültür ve Medeniyet kitabı vermiş olduğum birkaç pasajdan da anlaşılacağı üzere gayet zihin açıcı ve istifade edilmesi gereken bir kitap, tıpkı diğer kitapları gibi. Kanaatimce kıymeti yeterince anlaşılamamış bu cevherler kendini bize açmaya hazır bir şekilde, en yakın kitapçıda bizi beklemekte. Topçu, iyiliği sudan, güneşten, rüzgardan ve bir yapraktan öğrenebileceğimizi söylüyor. Tabiatla arasına kocaman mesafeler girmiş olan biz şehir çocukları bunlardan oldukça uzak olsak da kitapevleri, sahaflar ya da online kitapçılara oldukça yakınız değil mi? Kendimize bir iyilik yapmanın vaktidir şimdi.

2 Yorum
  • Melike Avcı
    Ekim 30, 2014

    Topçu’nun bu eserinde beni en çok etkileyen sözlerinden biri “Eşya insanla izah edilecek yerde, insan eşya ile izah edilmeğe başlandı.” olmuştur. Gerçekten de çok sadece ve net bir eser.

  • ebrucu
    Ekim 30, 2014

    Keyifle okudum ve alınacak kitaplar listemin başına ekledim. Kaleminiz dert görmesin.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir